Yazan: taskinlayik Eylül 6, 2009
Avrupa’da yaşayan ilk insanların cilt renklerinin 5500 yıl öncesine kadar ‘koyu’ olduğu, o yıllardan itibaren de hızla açılmaya başladığı iler sürüldü. Avrupa’da yaşayan ilk insanların cilt renklerinin 5500 yıl öncesine kadar ‘koyu’ olduğu, o yıllardan itibaren de gittikçe açılmaya başladığı belirtildi. Bunun temel nedeni de vücut için yaşamsal önemdeki vitamin D alımının düşmesi. Oslo Üniversitesi Fizik Enstitüsü’nden Joan Moan ile New York Brookhaven Ulusal Laboratuarı’ndan biofizikçi Richard Setlow’un ortak araştırmasında, İngiltere ve İskandinavya’da binlerce yıl önce yaşayan insan nesillerinin oldukça koyu derili olduğu, ancak avcılıktan tarıma geçiş sürecinde vücuda giren veya orada üretilen vitamin D miktarının azalmasıyla deri renginin de açılmaya başladığı savunuldu. Moan ile Setlow, 5500 ila 5200 yıl önce İngiltere’de yaşayan insan nesillerinin balık tüketiminde hızlı bir düşüş yaşandığı kanısında. Et ve balığa ikame edilen tarımsal gıdaların da vitamin D açısından fazla zengin olmaması, ayrıca Avrupa’nın kuzeyinde yaşayanların vücutta vitamin D üretimini tetikleyen güneş ışığına fazla maruz kalmamaları deri renginin açılmasının işaretleri olarak kabul ediliyor. Yine de bu yorumun hemen kabul edilmemesi gerektiğini savunan bilimciler, Avrupa’nın binlerce yıl önceki nüfus hareketlerinin çok karmaşık olduğunu, soğuk ve sıcak bölgeler arasında göçlerin sıkça yaşandığını ve genetik mutasyonun Avrupa’daki her insan grubu için söz konusu olamayacağını söylüyor. Üstelik Avrupa’ya göç eden ilk insanların bunu tek seferde yapmadığı ve geçen 700 bin yıl boyunca binlerce kere göç akımlarının olduğu, ayrıca buzul çağlarında bu insanların yer değiştirerek daha güneydeki sıcak bölgelere çekildiği gibi bulgular da mevcut. Öte yandan hava ve beslenme koşullarına bağlı genetik mutasyon ihtimali hala en yaygın ve inanılır görülen teori. Bazı araştırmacılar, insanın konuşmaya başlamasını sağlayan FoxP2 geninin bile 50 bin yıl önce genetik mutasyonla ortaya çıktığını savunuyor.
Yazı kategorisi: Tarih | Etiketler: avrupalı, siyah | » yorum bırak;
Yazan: taskinlayik Şubat 21, 2008
Fatih Sultan Mehmet dönemine ait önemli belgelerin de değişik yöntemlerle yurt dışına çıkarıldığı bildirildi. Hollanda’nın Rotterdam İslam Üniversitesi (IUR) Rektörü Prof.Dr. Ahmet Akgündüz, Fatih Sultan Mehmet’in, Kütahya sancağında Tavşanlı tuzu dışındakilerin kullanımını yasaklamasına ilişkin tek nüsha olarak hazırlanan kanunnamenin,Fransa’da Paris Halk Kütüphanesinde bulunduğunu söyledi.Prof. Dr. Akgündüz, Fatih Sultan Mehmet döneminde Kütahya sancağını ilgilendiren tek kanunnamenin, Tavşanlı’ya ait Tuz Yasaknamesi olduğunu anlatarak,Osmanlı Devleti’nde tuzun, stratejik bir önemi bulunduğunu kaydetti. Yasaknamenin 1478 yılında hazırlandığının sanıldığını belirten Prof. Dr. Akgündüz, ”Tavşanlı ekonomisinin gelişmesi için burada üretilen tuzun dışındakilerin kullanılması yasaklanmış” dedi.
.Belgenin orijinali Paris’te:
Yasaknamenin tek nüsha olarak Fatih Sultan Mehmet’in mührüyle yayımlandığını dile getiren Prof. Dr. Akgündüz, genellikle Fatih dönemine ait önemli belgelerin Paris Milli Kütüphanesinde bulunduğunu kaydetti. Bunun çeşitli sebeplerinin bulunduğunu anlatan Prof. Dr. Akgündüz, şöyle konuştu: ”Bunun önemli sebebi ya bir kısım yazmaların Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa devletleri tarafından özellikle işgal yıllarında belli kütüphanelerden çalınması ya da şuursuz halkımız tarafından ellerindeki bir kısım önemli vesikaların sahaflarda cüzi fiyatlarla satılığa çıkarılmasıdır. Dünya çapında ünlü bilim adamları, arşivlerden ve meşhur kütüphanelerden bir kitap alıyor, memurlar da bunlara güveniyor ve veriyor. Daha sonra iade etmiyorlar. Mirasçıları da bu önemli yazmaları götürüp Avrupa veya Amerika’daki kütüphanelere yüklü paralar karşılığında satıyorlar. Fatih dönemine ait önemli kanun nüshalarının tamamı, Paris Milli Kütüphanesinde bulunuyor. Bu, üzücü bir durum.”
Yazı kategorisi: Tarih | » yorum bırak;
Yazan: taskinlayik Ocak 5, 2008
Birçok ölümcül hastalığa zemin hazırlayan ve düzenlenen yeni kanun tasarısıyla birçok mekanda içilmesi yasaklanan sigarayla insanoğlu 5 bin 700 yıl önce tanıştı. İlk zamanlar tören ve büyü yaparken kullanılan tütün, Kristof Kolomb’un Amerika’yı keşfinin ardından tüm dünyaya yayıldı. Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi tarafından çıkarılan Meram Tıp Sağlık Dergisinde yayınlanan bilgilere göre, sigara içmenin orjini milattan önce 3 binli yıllara kadar dayanıyor. Elde edilen verilere göre, o tarihlerde Mısır ve Güney Amerika’daki Maya Uygarlığı’nda yapılan dini ve resmi törenlerde ve ayrıca büyü ve sihir yapmak için kurutulmuş bitkilerin yakılarak tütsü olarak kullanıldığı tespit edildi. 15. yüzyılın sonlarında ise Kristof Kolomb, Amerika kıtasını keşfettiğinde Amerika yerlilerinin “Tobaccos” adını verdiği bir bitki yaprağını sararak yakıp dumanını içlerine çektiklerini ve bu dumanın insana keyif verdiğini gördü. Kolomb, faydalı olur düşüncesiyle bu bitkinin tohumlarını alarak denizciler vasıtasıyla diğer ülkelere yayılmasına neden oldu. Daha sonra tüm dünyaya yayılan tütün bitkisi yetiştirilip ilk olarak küçük tesislerde daha sonra ise kurulan büyük fabrikalarda sigaraya dönüştü. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2003 yılı verilerine göre, dünyada 1.3 milyar kişinin sigara içtiği ve bu rakamın günümüzde daha da artmış olabileceği belirtiliyor. Yılda 4.9 milyon kişi ve her 8 saniyede bir kişi sigaradan kaynaklanan bir hastalıktan hayatını kaybederken, gerekli önlemlerin alınmaması halinde 2020 yılında 10 milyon kişinin sigaradan kaynaklanan bir hastalık nedeniyle öleceği ifade ediliyor. Her yıl 100 bin kişinin erken yaşta sigaradan hayatını kaybettiği ülkemizde ise, gerekli tedbirler alınmadığı taktirde 20 yıl içinde bu rakamın 250 bine çıkacağı dile getiriliyor. Bu rakam trafik kazaları, terör, iş kazaları nedeniyle yaşanan ölümlerden 5 kat fazla olduğu vurgulanırken, Dünya Sağlık Örgütü dünyadaki en büyük sağlık sorununun sigara olduğunu ilan etti. Yapılan araştırmalarda dünyada en çok sigara tüketen ülke 385 milyon sigara tiryakisi ile Çin olurken, bu ülkede her yıl 750 binden fazla kişi sigaranın yol açtığı hastalıklar nedeniyle hayatını kaybediyor. 1993 yılında Dünya Bankası’nın sigaranın yol açtığı maddi zararları ele aldığı araştırmasına göre ise hastalık,iş kaybı, kaza ve yangınlar nedeniyle dünya bütçesi her yıl net 200 milyar dolar kaybediyor. Türk Kardiyoloji Derneği’nin araştırmasına göre ise Türkiye’de yetişkin erkeklerin yüzde 59.4′ü, yetişkin bayanların ise yüzde 18.9′u sigara kullanıyor. 2000yılındaki taramalara göre ise erkeklerde sigara içme oranı yüzde 11 azalırken, kadınlarda ise artış gözlendi.
Yazı kategorisi: Tarih | » yorum bırak;